KAFKASLAR VE UKRAYNA’DA GERİLİM
Kafkaslarda Gerilim
Gürcistan’ın Güney Osetya’yı işgali ile başlayan gerilim Rusya’nın Gürcistan’ı işgali ve başkent Tiflis’i muhasara altına alması ile sonuçlandı. ABD ve AB’nin bütün baskılarına rağmen Rusya işgali sona erdirmedi. Çeçen ve Oset milisler eşliğinde Gori’ye giren Rus askerleri , kentte kaldıkları birkaç saat içerisinde yağmalamadıkları ev , dükkan bırakmadı.
5 gün süren savaşın ardından ABD müttefikini yerle bir eden Rusları “cezalandırma” kampanyası başlattı. Rusya’nın G8 kulübünden atılması bile gündemde.
Rusya’nın bir dönem komünizme yönelmiş , şimdi Batı yanlısı olan 4 komşu ülkenin liderleri (Litvanya , Polonya , Estonya , Ukrayna) Gürcistan lideri Saakasvili ile Gürcistan’a destek verdiklerini açıkladılar.
ABD eski Sovyet ülkelerinde hakimiyetini kurarak Rusya’yı kuşatmak istiyor. Bu amaçla Soros’u da kullanarak bu ülkelerde bir dizi “Renkli Devrim” ler yaptı.
Kafkas Federasyon Başkanı Cihan Candemir “Türkiye’nin Kıbrıs’ta yaptığını Rusya bölgede yaptı” dedi.
ABD’nin tek başına sürdürdüğü dünya liderliği sona eriyor. Rusya atağa kalktı , İran boyun eğmiyor , Çin Afrika’ya uzanan bir cephe yaratıyor. Çin , Rusya ve Hindistan’ın başını çektiği yeni güç dengeleri 21. yüzyılda etkinliğini artırıyor. Kafkas krizi AB’nin bölgede hiçbir gücü olmadığını ortaya koydu.
Türkiye bu güç savaşının neresinde duruyor? Türkiye’nin tepesinde , ülkenin kaderini kayıtsız koşulsuz ABD ve AB’ye bağlamış Erdoğan-Gül ikilisi oturuyor. Aslında hem ABD hem de AB’nin Türkiye’ye hiçbir ekonomik yararı yok. ABD’nin Irak’ı işgali dolayısıyla en çok zarar gören ülke Türkiye oldu. AB liderleri sürekli Türkiye’yi eşit koşullarda birliğe almayacaklarını açıklıyorlar. Buna rağmen hükümet deve kuşu gibi başına kuma gömerek AB ne isterse veriyor. Halbuki AB ile Türkiye arasında başlamış ve sonuçlandırılmış tek bir başlık yok.
Rusya 500 milyar dolar altın rezervine ve 250 milyar dolardan fazla petrol fonuna sahip. Rusya ile ticaretimiz 38 milyar dolara ulaştı. 1981’de 2 milyar dolardı. Doğalgazın %65 ini Rusya’dan karşılıyoruz. Rusya’dan yılda 2 milyon turist geliyor. Bavul ticareti hala sürüyor. Ayrıca müteahhitlerimiz Rusya’da 35 milyar dolarlık iş yaptı.
Buna karşı Türkiye ABD’nin isteği üzerine Gürcü ordusuna destek veriyor , eğitim yaptırıyor.
Yılmaz Özdil 12 Ağustos tarihinde Hürriyet gazetesinde Tayip-Gül iktidarının bu olaylar karşısındaki konumunu özetledi ; “Gürcistan’a askeri yadım vermek , Şato’ya forma vermeye benzemez…. Rusya mangalında , Amerikan maşasıyla da kömür taşımak , varoşlara kömür taşımaya benzemez. Türkiye’nin başındakiler Türkiye’yi büyük belaya soktu.
1964’te Kıbrıs olayları sırasında ABD Başkanı Türkiye’ye bir tehdit notası göndermişti. Zamanın Başbakanı İsmet İnönü’de “yeni bir dünya kurulur Türkiye’de orada yerini alır” demişti.
21. yüzyılda da dünya yeniden şekilleniyor. Türkiye’de bu süreçte kendi çıkarlarına en uygun politikalar izlemelidir. ABD ve AB’nin Türkiye’yi bölmek ve sömürmekten başka amaçları olmadığı ortada. Türkiye Avrasya’da yeni ittifaklar aramalıdır. Ancak bu hükümetle bu açılım zor görünüyor.
Karadeniz’de Güç Gösterisi
Gürcistan’ın Güney Osetya’yı , ardından Rusya’nın Gürcistan’ı işgali ile başlayan gerginlik , Karadeniz’de güç gösterisine dönüştü. Rusya Genel Kurmay Başkanı Anatoliy Nogovitsin Karadeniz’deki NATO gemilerinin sayısının 10 a ulaştığını ve bunların kısa bir süre içinde 18 e çıkacağı bilgisine ulaştıklarını söyledi. Rusya misilleme olarak NATO’nun üst düzey yetkililerinin ülkeye yapacağı ziyareti askıya almayı ve NATO ile ortak operasyondan çekilmeyi planlıyor. Rusya resmi ajansı RIA Karadeniz’deki NATO gemilerinde 100 e yakın Tomahawk füzesinin bulunduğunu ve NATO’nun Karadeniz’de Rusya’yı hedef aldığını söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Dimitriv Medvedev Güney Osetya ve Ahbazya’nın bağımsızlıklarını tanıdığını açıkladı. Ahbazya ve Güney Osetya’da binlerce kişi sokaklara dökülerek sevinç gösterilerinde bulundu.
Fransa , İngiltere ve Almanya Dışişleri Bakanları Rusya’nın bu kararının kesinlikle kabul edilemez olduğunu , Gürcistan’ın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünü korunmasından yana olduklarını belirttiler.
Rusya , Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmesi ve bağımsızlığın , Sırbistan’a danışılmadan büyük devletlerce tanınması ; bunun eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki ayrılıkçı hareketler başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde paralel etkilerinin olacağını resmi olarak Ocak 2006’da açıklamıştı.
Pek çok uluslararası ilişkiler uzmanı Rusya’nın tavrının , 20. yüzyılda , özellikle 2. Dünya Savaşından sonra oluşan uluslararası hukuk siteminin çöktüğünü gösterdiğini söylediler.
ABD’nin BOP projesini uygulamaya koyması ile bu sistem zaten çökmüştü. ABD Birleşmiş Milletler kararlarını tanımadan Irak’ı işgal etti. Halen bu işgal sürüyor. Irak’ın toprak bütünlüğünü tanımadan orada Şiiler , Sünniler ve Kürtlerden oluşacak 3 ayrı devletin tohumlarını attı. Öte yandan bu davranışının aksine Kafkas’larda Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü savunuyor. ABD Devlet Başkanı Bush yaptığı bir açıklamada Rusya Devlet Başkanı Medmedev’i ; Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırdı.
Dünyanın büyük güçleri küçük devletler üzerinden güç gösterisi yapıyorlar. Rusya Batı yanlısı eski Sovyet Cumhuriyetleri tarafından kuşatılmayı engellemek için ve Kosova’nın rövanşını almak için Osteya işgalini bahane ederek Gürcistan’a saldırdı ve Güney Osetya ve Ahbazya’nın bağımsızlığını tanıdığını açıkladı.
Türkiye Kafkas’larda oynanan bu oyunun neresinde duruyor. Bir Türk boyu olan Ahıska Türkleri Gürcistan’ın Acara bölgesinde Mesket sıradağlarının bulunduğu yörelerde ve Türk sınırına yakın bölgelerde yaşamaktaydılar. Kasım 1944’de Özbekistan’a sürülmüşlerdir. Tıpkı diğer sürülen Çeçenler , İnguşlar ,Kırım Türkleri , Karaçaylar , Balkarlar ve Kalmuklar gibi Stalin’in zulmünden kurtulamamışlardır. Sürgünün gerekçesi de Mesket (Ahıska) Türklerinin Türk casusu oldukları ileri sürülmüştür. Sürülenlerin %49’unu 16 yaşından küçük çocuklar teşkil ediyordu.
Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönme mücadelesi Sovyet yetkilileri ve Gürcistan makamları tarafından sürekli engellenmiştir. Bu gün yarım milyon civarında Ahıska Türkü Azerbaycan , Kazakistan , Kırgızistan , Rusya , Ukrayna , Sibirya ve Kuzey Kafkasya ülkelerinde darma dağınık halde hayat mücadelesi vermektedir. Gürcistan Avrupa Konseyine taahhütte bulunmasına rağmen sorunun çözümüne yanaşmamaktadır.
Mesket Türklerinin Gürcistan’daki eski yurtlarına dönmeleri , topraklarının ve mallarının iadesi , tazminatlarının ödenmesi uluslararası hukukun gereğidir. Ancak bu konuda Gürcistan’ın tutumu çok katıdır. Gürcistan’da Mesket Türklerinin eski yerlerine dönmelerinin sözü bile edilmiyor. Bu konuda olumlu yaklaşım içinde olanlar vatan haini sayılıyor. Üstelik Güney Gürcistan’da onların eskiden yaşadıkları bölgelerde Gürci-Ermeniler yaşamaktadır.
Bu gün Gürcistan AGIT ve Avrupa Konseyi üyesidir. AGIT Uluslararası Azınlıklar Çerçeve Sözleşmesini imzalamıştır. Gürcistan parlamentosu da durumu onaylamıştır. Birleşik Devletler Topluluğu Konferansında Gürcistan’a Ahıska Türklerinin sorununu çözmesi konusunda tavsiye kararı alınmıştır.
Misak-ı Milli sınırları Doğu Karadeniz’in yalnızca 20 km kuzeyinden çekilseydi Mesket Türkleri bugün Türkiye Cumhuriyetinin özgür vatandaşları olacaklardı. 1954 tarihli Sovyetler Birliği kararı uyarınca sürgün edilen halkların sürgün yerlerine dönmeleri kararlaştırılmıştır. Bu gün sürgün yerlerinden eski vatanlarına dönemeyen tek halk Mesket Türkleridir. Uluslararası Hukuk Mesket Türklerinin vatanlarına dönmeleri gerektiğini öngörmektedir. Mesket Türklerinin sorunu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin asli görevlerinden ve sorunlarından birisidir. Tıpkı Balkan Türkleri , Kıbrıs Türkleri , Irak Türkleri gibi.
AKP hükümetinden Kafkaslarda Batının çıkarlarından önce Türkiye Cumhuriyetinin ve Mesket Türklerinin çıkarlarını gözeten politikalar izlemesini bekliyoruz. Gürcistan haritası yeniden çizilecekse o haritada Uluslararası Hukuktan yararlanarak Mesket Türkleri de yerini almalıdır.
Nerede Kaldı Atatürk’ün Bağımsız Türkiye’si?
Türkiye Osmanlının son dönemi dahil 200 yıldır dışa bağımlı bir politika izliyor. Yalnız 1923-1938 Atatürk döneminde Türkiye bağımsız dış politikalar izleyebildi. Atatürk’ün en yakın silah arkadaşları dahi Türkiye’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürebileceğine ve kendi kendine yetebileceğine inanmıyorlardı. Birçoğu Türkiye için İngiliz yada Amerikan Manda’lığı düşünüyorlardı. Yalnız Mustafa Kemal “bağımsızlık benim karakterimdir” diyordu. Ve bağımsız bir ulus , bütün dünyanın tanıdığı bağımsız bir devlet yarattı.
Sonrakiler Mustafa Kemal’in Batılılığını ve uygar uluslar seviyesine ulaşma idealini , körü körüne Batıya bağımlılık gibi algılayarak , Batının bütün isteklerini yerine getirdiler.
“Yurtta Barış , Dünyada Barış” ilkesinden hareket eden Mustafa Kemal’in Laik Cumhuriyeti 1930’larda Almanya’dan yayılan ırkçı , Nasyonal Sosyalist akımın ve Sovyetler Birliğinden yayılan Sovyet Sosyal Emperyalizmine karşı dimdik ayakta durarak demokrasisini geliştirdi. Mustafa Kemal dinin ve ırkçılığın siyasallaşmasına karşıydı. Atatürk Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılında yaptığı tarihi konuşmada:
“Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur , komşumuzdur , müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi , tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir , yaralanabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir , inancı bir , özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip olmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazım. Milletler buna nasıl hazırlanır. Dil bir köprüdür , inanç bir köprüdür , tarih bir köprüdür” diyordu.
NATO’nun “eski Doğu Bloku” ülkelerine genişlemesinden , buralara füze kalkanı ve üs kurma girişiminden rahatsız olan Rusya , Gürcistan krizi sonrası Batıya açıkça meydan okudu. Moskova yönetimi 28 Ağustos 2008 günü NATO’ya karşı 2001’de kurulan ve Dünya yüzölçümünün %25 ini temsil eden Asya ülkelerinden oluşan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Tacikistan’ın başkenti Duşanbede topladı.
Rusya , Çin , Tacikistan , Kırgızistan , Kazakistan ve Özbekistan katıldığı zirvede ; İran , Hindistan , Afganistan , Pakistan gözlemci olarak yer aldı. Toplantıda Rusya’ya destek çıktı. “Gürcistan’daki krizin çözümünde Rusya’nın üstlendiği aktif rolü destekliyoruz” denildi.
İngiliz The Guardion gazetesi ise gelişmeleri “Gürcistan , ABD’nin tek kutuplu dünyasının mezarı oldu” diye yorumladı.
Dünyadaki bu hızlı değişimi ABD’nin ve Batının çıkarları açısından izleyen Türkiye Rusya ve destekçilerine karşı kraldan fazla kralcı bir tavır içine girdi. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen “rahatsız edilirsek rahatsız ederiz” diyerek Rusya’ya karşı ekonomik yatırım uygulayacaklarını söyledi. Ardından toplanan Bakanlar kurulu Tüzmen’i yalanlayarak böyle bir yaptırımın söz konusu olmadığını açıkladı.
Rusya doğalgaz yönünden Avrupa ve Türkiye’yi kendisine bağımlı kılmış durumda. Türkiye bölgede ithalat ve ihracat yönünden ve turizm yönünden Rusya’ya bağımlı hale geldi. Bu ortamda hükümetin ucuz kahramanlık yaparak ABD çıkarlarına hizmet etmesi Türkiye’nin felaketi olacaktır.
Bugün Türkiye 1923-1938’deki Atatürk’ün Türkiye’si olsaydı bölgenin en itibarlı ülkesi olurdu. Hiçbir bloka göbekten bağlı olmayacağımdan onurlu bir dış politika izleyebilirdi.
NATO’ya en çok asker besleyen 2. ülke olduğumuz halde , ABD sonradan Türkiye’ye yaptığı askeri yardımı Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kesti. Avrupa ordusuna Türkiye kabul edilmedi. AB nede Türkiye’yi almayacaklarını açıkça beyan ediyorlar. Ama Türkiye yine de Batının güdümünden çıkamıyor.
Türkiye ekonomik olarak Şahghay İşbirliği Örgütü üyesi gibi hareket etmesine rağmen , siyasi olarak örgütün üyesi değil. Türkmenistan devlet başkanı davet etmesine rağmen üye olmadı. Türkiye’nin birlikte ilişkilerini Batının “Truva Atı” na benzeten Nazarbayev Türkiye’yi Birliğe Siyasi olarak katılmaya davet ediyor.
Türkiye bölgede , enerji kaynaklarının üstünde oturan ve akraba olan ülkeler yerine , hiçbir enerji kaynağına sahip olmayan ve giderek ekonomisi bozulan AB ülkeleri ile , Atlantik ötesinden gelerek Ortadoğuyu kan gölüne çeviren ABD ile ilişkilerini kayıtsız koşulsuz sürdürmeye zorunlu hale getirilmiştir.
Nerede kaldı Atatürk’ün bağımsız Türkiye’si?
Kafkaslardaki Gerilimin Kırım ve Ukrayna’ya Etkisi
Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ve sonrasında Güney Osetya ve Ahbazya’nın tek taraflı ilan ettikleri bağımsızlığı tanımasının ardından başlayan soğuk savaş korkusu dünyayı sardı.
1955’de NATO’ya karşı denge için SSCB tarafından kurulan Varşova Paktı benzeri bir Paktı yine Rusya kurmaya çalışıyor. Avrasya’da denge olarak 2001’de Şanghay İşbirliği Örgütü kuruldu. Kafkaslardaki krizden sonra Tacikistan’ın başkenti Duşanbede yapılan ŞİÖ zirvesine Rusya , Çin , Tacikistan , Kırgızistan , Kazakistan ve Özbekistan’ın devlet başkanları katıldı. Örgüte üyelik başvurusu yapan İran ile birlikte Hindistan , Pakistan , Afganistan ve Moğolistan’da gözlemci olarak katıldı. 1 gün süren zirvenin sonuç bildirgesinde G-7 ülkelerinin tam aksine bir çağrı yapıldı. Bildiride ŞİÖ ülkeleri devlet başkanlarının , Güney Osetya’daki sorunun çözülmesi amacı ile Rusya’nın bölgedeki barış ve iş birliğine yönelik faal rolünü destekledikleri belirtildi.
Rusya’nın Güney Osetya ve Ahbazya’nın tanınması ile başlayan yeni soğuk savaşta bir sonraki cephesi Ukrayna’nın Kırım bölgesi olabilir. 2004’deki Turuncu devrimle Rusya’nın etkisinden çıkarak Batıya yaklaşan Ukrayna’nın toprakları içinde bir özerk Cumhuriyet olan Kırım’da yaklaşık 3 milyon insan yaşıyor ve bunun %60 ı Rus , %20 si Ukrain ve %15 ide Türklerden , %5 ide diğer etnik gruplardan oluşuyor. Ayrıca Kırım’ın Sivastopol limanında Rusya’nın Karadeniz donanması barınıyor. Bu limanda Rusya’nın 31 parça savaş gemisi , 22 uçağı ve 25.000 askeri var. Özerk bir parlamentosu olan Kırım’da Moskova’ya bağlanmak isteyenlerin sayısı oldukça fazla.
Ukrayna’da Gürcistan gibi Batının etkisi altına girdi. Ukrayna’da Batı yanlısı basın Yusçenko’yı “Batı yanlısı lider” olarak tanıttı ve seçimlerde onu destekledi. ABD ve Batının amacı Ukrayna’nın NATO’ya girmesini sağlamaktı. Bu yüzden sonradan başbakan seçilen Viktor Yanukoviç’ide “Sovyet özlemi duyan otoriter bir lider olarak tanıtıyorlardı. Halbuki bu 2 liderinde ekonomik görüşü birbirinden pek farklı değil. Batının asıl amacı bu ülkeyi Rus nüfuz alanından çıkarmak.
Yanukoviç’ten sonra Başbakan olan Yuliva Timoşenko’nun Ukrayna’da 4 yıl önce gerçekleşen Turuncu Devrimin mimarı Victor Yuşçenko ile arası açıldı. Zirvedeki liderlik kavgası Turuncu ittifakı parçalayarak siyaset meydanını Rusya yanlısı politik güçlerin eline bıraktı.
Yaklaşan kış aylarını dikkate alan Başbakan Timoşenko , Ukrayna’ya enerji sağlayan Rusya ile flörte başladı. Devlet Başkanı Yuşçenko’nun belirlediği dış politikayı terk eden Timoşenko’nun , Rus-Gürcü savaşında Moskova’yı kınayan açıklama yapmaması Yuşçenko’yu kızdırdı.
Yuşçenko Ukrayna Silahlı Kuvvetlerini emri altında tutarken , Timoşenko’da İçişleri Bakanlığını kontrol ediyor. Her iki tarafında 400 bin silahlı adamı var.
Ukrayna’nın Doğusu ve Güneydoğusunda Başbakan Viktor Yanukoviç’i destekleyen sanayi bölgeleri , ülkedeki muhalefete karşı federasyon talebini dile getirince başta AB ve NATO olmak üzere tüm Batılı kurumlar telaşa kapılmıştı.
Stratejik olarak Ukrayna Cumhuriyeti , Rusya federasyonu ile Avrupa arasında bir tampon bölge oluşturmaktadır. Olası bir bölünme yada askeri entegrasyon sonucu Ukrayna’nın Rusya federasyonunun bir parçası olması soğuk savaş sonrası Avrupa dengelerinin bozulması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle Ukrayna’nın bağımsız bir birlik içinde kalması Batının asla vazgeçemeyeceği bir durumdur. NATO genişleme politikası izlerken Ukrayna’ya ve Rusya’ya hassasiyet göstermelidir. Bu sonuç Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin güvenliğini doğrudan ilgilendirmektedir. ABD’nin Polonya ve eski doğu bloku ilkelerine kurduğu güvenlik şemsiyesinin hiçbir yararı olmayacağı ortaya çıktı. Geçtiğimiz günlerde Rusya’nın yaptığı bir füze denemesi sonucu 10 bin km uzaklıktaki bir hedefi füze kalkanına rağmen vurabileceği ortaya çıktı.
Diğer yönden Rusya ile tarih , etnik , din ve dilsel bağları bulunan Ukrayna , Rusya’nın Karadeniz’e açılması bakımından denize açılan bir penceresi ve aynı zamanda Rusya’yı Beyaz Rusya ile birlikte Doğu Avrupa’ya oradan da Avrupa’ya ulaştıran bir bölgedir.
Özellikle Sovyetler döneminde oluşturulmuş ulaştırma alt yapısı yüzünden Rusya’nın başlıca ihracat ürünleri olan enerji kaynaklarının Avrupa’ya giden boru hatları Ukrayna’dan geçmektedir. Ukraynasız bir Rusya düşünmek zordur.
Eski Sovyet coğrafyasında Rusya’dan sonra toprak ve nüfuz olarak ikinci büyük ülke olan Ukrayna hem Moskova hem de Batılı Merkezler açısından stratejik bir konumda bulunuyor. 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Ukrayna yönteminin Rusya’yı kızdırmadan Batı ile iyi ilişkiler kurma yönündeki ikili yönetim anlayışı en kritik noktaya gelmiş bulunmaktadır. Bu şartlar altında Kafkaslarda başlayan gerilimin Ukrayna’ya sıçraması durumda Ukrayna’nın da ulusal bütünlüğü tehlikeye girecektir. ABD ve Rusya başta olmak üzere onların arkasındaki güçlerin birbirlerini hangi noktaya kadar zorlayacakları ile doğrudan bağlantılıdır.
Ukrayna toprakları içindeki Kırım yarımadası geçmişte bir Türk yurdu idi. Ancak 1944 sürgünü ile birlikte orada hiçbir Türk kalmadı. Sürgünden sonra 1954 tarihli bir Sovyet kararnamesi ile Kırım Bağımsız Cumhuriyeti Ukrayna’ya bırakıldı. Bu gün 300 binden fazla Kırım Türkü sürgün yerlerinden dönerek Kırım’a yerleşmiştir. Bu yüzden hem soydaşlarımızın güvenliği hem de Türkiye-Ukrayna ilişkileri açısından gerilimin Ukrayna ve Kırım’a sıçraması bölgedeki dengeleri alt üst edecektir.
NATO’nun Ukrayna’yı bünyesine almak için zorlaması durumunda Rusya , Rus çoğunluğa dayanarak Kırım’ı ve Kırım’ın Doğusundaki Ukrayna topraklarını Ukrayna Cumhuriyetinden ayırarak Osetya’da olduğu gibi bağımsız devletler oluşturma yoluna gidecektir. Kırım’da zaten bir otonom Cumhuriyet vardır. Kırım’ın Doğusundaki Ukrayna toprakları ise Rus çoğunluk nedeni ile Rusya’ya ilhak edilebilecektir. Rusya sık sık bu bölgedeki referandum kozunu kullanabileceğini dile getirmektedir.
1783’e kadar Osmanlı himayesinde bağımsız bir hanlık olan Kırım 1778 Osmanlı Rus Savaşı sonrası Küçük Kaynarca Anlaşması ile bağımsız bir devlet haline geldi. Çarlık Rusya’sının talebi ile Osmanlının himayesinden çıkarıldı. Ardından da 1783’de Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edildi. O tarihten bu yana yarımadadan göç etmeye zorlanan Kırım Türkleri 1944’de Topyekün sürgüne tabi tutuldular. 2000 yıllık Türk yurdu Türklerden temizlenmiş oldu.
Bu gün Ukrayna ile Rusya arasında , Batı ile Rusya arasında çatışma konusu olan Kırım , asıl sahiplerine ve onların hamisi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne danışılmadan gerilim konusu yapılmaktadır.
Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’ı Ziyareti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkiye-Ermenistan maçına gitmeye karar verdi. Ermenilerin Ağrı dağını anayasalarına “devlet simgesi” olarak koyup , Doğu Anadolu’dan “Batı Ermenistan” diye söz etmesi , Ankara tarafından “toprak iddiası” olarak algılanıyordu. Bu nedenle milli futbol takımlarının armasına Ağrı dağı amblemi koymuşlardı. Ermeniler Ankara’ya jest olarak formalarındaki amblemi değiştirerek Ağrı dağı yerine kartal ve aslan koydular.
Erivan’a tarihi bir ziyaret gerçekleştirecek olan Gül , 15 yıl önce Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın , Özal’ın cenazesi için Türkiye’ye gelmesine izin verdiği için hükümete yüklenmiştir. 27 Nisan 1993’de RP adına kürsüye çıkan Gül :
“Hükümet iktidara geldiği günden beri dış politikada yanlış tavır takınmıştır…. Hükümet bu politikası ile , geleceğimizi öyle bir ipotek altına almıştır ki , bunu adım adım ispatlamıştır. Ermenistan Cumhurbaşkanı , Cumhurbaşkanı’nın cenaze törenine katılma cesareti göstermiştir”
“Sizin orada kardeşlerinizi katleden , haksızlığı alenen herkes tarafından bilinen ve buna rağmen bu cesareti gösteren Ermenistan Cumhurbaşkanı’na buraya gelme cesaretini kim vermiştir…. Siz bana bir ülke gösterin ki kardeşleri ile savaş halinde olacak , kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken ‘bunun müsebibi Türkiye’dir’ diye demeçler verecek ; o kardeşleriniz katledilirken , ‘Avrupa haritaları bellidir , yerine oturmuştur ; fakat Ortadoğu’nun , Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak ; Karsın Ermeni toprağı olduğu iddia edecek , bütün bunlardan sonra Türkiye’ye gelecek sizde elini sıkacaksınız” diyordu.
Aradan 15 yıl geçti. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde belirgin bir değişiklik yok. Bu süre içinde ABD Büyük Ortadoğu projesini açıkladı. Pentagon’dan yapılan yayınlarda Türkiye’nin Doğusunun büyük bir bölümü kurulacak Büyük Ermenistan hudutları içinde görünüyor. Ermenistan’ın ve Batının Türkiye üzerindeki Sevr sendromu değişmedi.
Değişen ABD’nin güdümündeki Batının Kafkaslara hakim olma politikasıdır. Kafkaslarda Rusya ve Batı arasında Güney Oset’ya ve Ahbazya’nın bağımsızlığını ilan etmesinden ve Rusya’nın onları tanımasından doğan kriz tırmanıyor. Bu güç savaşında ABD şimdilik Türkiye’yi bölme sevdasından vazgeçmiş görünüyor. Bu nedenle bölgede müttefiki olan Türkiye ve Ermenistan arasındaki gerginlik ABD’nin çıkarlarına aykırıdır. Bu nedenle Türkiye ve Ermenistan arasındaki gerilimin azaltılması için ABD’nin düğmeye basmış olması ihtimali insanın aklına geliyor. Ortadoğu’da ve dünyanın her yerinde kaos yaratarak “düzensizliği düzenleyen” ABD’nin Türkiye ve Ermenistan arasındaki Batının tahrikleri ile yaratılan gerginlik politikasını şimdilik askıya aldığı anlaşılıyor. Yoksa bugünkü Ermenistan’ın Türkiye’ye muhtaç olduğu , Türkiye sınırının kapalı olmasından dolayı bir ticari ambargo yaşadığı ortada.
Gül , Ermenistan’ a giderken dost ve kardeş Azerbaycan’ın da gönül kırıklığı yaşayacağını hesaba katmalıydı. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini işgal eden ve bu işgali uluslararası kurallara aykırı olarak sürdüren Ermenistan’a bu işgal sona erinceye kadar ambargonun sürdürülmesi , bizim her koşulda yanımızda yer alan Azerbaycan’a olan vefa borcumuzun gereğidir.
Sözde Ermeni soykırımı iddiaları ile Ermenistan diasporasını kullanarak Türkiye aleyhine karar alan Batı ülkelerinin bu gün Kafkaslardaki çıkarlarına hizmet edecek politikalar izleyerek , Türkiye’nin dış politikasında radikal değişiklikler yapmasının , Türkiye’nin mi , Batının mı yararına olacağı tartışılır.
16 Ocak 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder