CANİB’İN YERİ
Meşhurdur Polatlı’da Canib’in demhanesi
Şiş, köfte, pirzola en güzel mezesi
Şarap , rakı , kavun, peynirsiz olmaz meyhane
Gönüller sohbet ister hepsi bahane
Kimler geldi kimler geçti Canib’in yerinden
Topçu okulundan geçenler etkilendi derinden
Giderken , Bursa ,Antalya, İzmir seferine
Uğramadan geçmezler Canib’in yerine
AKP içkili yerleri süratle kapattı
Akşamcılara yalnız Canib’in yeri kaldı
Şimdi orada erenler , dostlar, Polatlı sevdalıları
Bir bir hatırlıyorlar eski sonbaharları
Esnafı , kuyumcusu, çorbacısı , aşçısı
Canib’in müdavimi avukatı, doktoru,eczacısı
Boşa gidiyor patron Yavuz’un tahsilat çabası
Harman veresiye rakı içer agaların agası
Eski başkan artık erken geliyor köşeye
Üç dubleyi geçince başlıyor herkesi öpmeye
Anlatılanlara gerek yok itiraz etmeye
Herkes alışıktır aynı hikayeleri dinlemeye
Köşeye dadandı bir avukat eskisi
Küfürü yasakladı oldukça ağır ceremesi
Boşalamıyor ,milletin içinde kaldı öfkesi
Cezası en az 35’lik rakı ve mezesi
Yasak etse de millete sinkafı
Şiire başlayınca yine dinlediler avukatı
Başçavuş sevmedi sinkafın cezasını
Birkaç küfür sallasa bulamaz ay başını
Muhtarları bulamazsın ne köyde ne şehirde
Öğleden sonra hepsi Canib’in yerinde
Zabıta gelirse görürsün hanyayı Konyayı
Ocak başında içebilirsin ancak sigarayı
Kümesi kapatınca kesildi hindilerin nafakası
Ekmeği taştan çıkarınca bir araya geldi iki yakası
Akbay’ın yanında konuşmayın ticaretten ,siyasetten
Yüreği yanıktır uzaklaşırsınız sohbetten
Öğleden sonra başlar at yarışları
Oynayanların ayrıl da gel yakarışları
Başkanı ilgilendirmiyor onların feryatları
Çünkü o ahırından çıkarmıyor atları
Meze ortak, rakılar herkesin kendi kesesinden
İçmeyende yararlanır köşenin neşesinden
Emekli postacı yedi belaya kaptırmadı kumbarayı
Canib’in yerinde öğrendi gırtlaktan konuşmayı
Hiçbir şey bozmasın ağzımızın tadını
Her zaman dinleyin mutluluk şarkısını
Bir gün göçüp giderse yaşatın anısını
Sürçü lisan ettiyse bağışlayın Kartagasını
Kartagası
08.04.2010
Canib’in yeri
15 Haziran 2010 Salı
KARAKAYA
Kırım’dan Dobruca’ya
Dobruca’dan Karakaya’ya
Zorunlu göç ak topraklara
Türk İslam diyarına
Mezarım gavur ellerinde kalmasın
Oğlum kızım Türklüğünü unutmasın
Genç Türkiye Cumhuriyeti kurulsun
Anadolu benim son yurdum olsun
Sonunda bitti Tatar’ın çilesi
Dobruca’dan geldi bir Türk kafilesi
Anadolu’yu yurt edinmek için
Al bayrağı göndere çekmek için
Önce Osmanlı’ya asker oldular
Balkanlar’da, Yemen’de, Çanakkale’de kırıldılar
Sonra Mustafa Kemal’e katıldılar
Genç Türkiye’nin temeline harç oldular
Polatlı’ da kurulan ilk köy Karakaya
Selam olsun Kırım’a Dobruca’ ya
Kızıl koru uyuttular kül içinde
Söndürmeden yaktılar Türkiye’ de
Gün doğusuna bakar köyümün gülen yüzü
Zemlikten çıkınca göründü mavi gökyüzü
Söndürmeden yaktılar özgürlük ateşini
Kimse karartmasın Türkiye’nin güneşini
Köyümün toprağı Kırım, Dobruca gibi bereketli
Köstence’den gelerek kurdu Abdülhakim efendi
Hacı Ziyattin, Kara Hasan, Hacı Sadi
Deleruj’dan Bavbek’le İsmail geldi
Batısında bağları, doğusunda bostanları
Çayırlarda gezinir Kırım atları
Merasında yayılır koyunları kuzuları
Çeşmelerinden akar şırıl şırıl suları
Fıkır fıkır kaynar tertemiz kaynakları
Söğütlük’ten Boyata’ya akar suları
Kırlarında oynaşır kuzuları oğlakları
Çeşmelerinde türkü söyler gelinlik kızları
İki öküzle üç at koştular sabana
Başladılar toprağı aktarmaya
Kokusu karıştı tertemiz havaya
Yaz gelince başladı başaklar sararmaya
Anadolu’ya getirdiler orak makinesini
İdare etmek zordur makinenin arkasını
Peş peşe gelir başak yüklü saplar
Atın üstündeki bala haykırdı taş bar!
Senek ve tırnavuşla topladılar sapları
Saçaklı yüklendi angıç arabaları
Yollarda uçuşuyor rengarenk kuşları
Harmanda dönüyor dövenleri, tokmakları
Harman sonu başladı toyları
Delikanlıları telledi şırakları
Dana kesilir yetişmez, koyun, kuzu
Kızlar tellediler kart horozu
Aşrı köyden geldi gelin alıcılar
Tokuzu kayının atına bağladılar
Kaytarma, çifte telli çaldı çalgılar
Caşlar şappaz söyleyerek oynadılar
Geldi makineli tarım
Satıldı öküzlerim atlarım
İneklerim, koyunlarım, kuzularım
Bütün yurda dağıldı çocuklarım
Artık yok toyları, cıyınları
Toylar da mani söyleyen kızları
Unutuldu eski günlerin yırları
Öksüz kaldı bayırları, çayırları
“Kaydadır menım atlarım
At oynaktan vakıtlarım
Atlarıma canmayım
Geçti caş vakıtlarım”
HASAN AYDIN
Kartagası
Kırım’dan Dobruca’ya
Dobruca’dan Karakaya’ya
Zorunlu göç ak topraklara
Türk İslam diyarına
Mezarım gavur ellerinde kalmasın
Oğlum kızım Türklüğünü unutmasın
Genç Türkiye Cumhuriyeti kurulsun
Anadolu benim son yurdum olsun
Sonunda bitti Tatar’ın çilesi
Dobruca’dan geldi bir Türk kafilesi
Anadolu’yu yurt edinmek için
Al bayrağı göndere çekmek için
Önce Osmanlı’ya asker oldular
Balkanlar’da, Yemen’de, Çanakkale’de kırıldılar
Sonra Mustafa Kemal’e katıldılar
Genç Türkiye’nin temeline harç oldular
Polatlı’ da kurulan ilk köy Karakaya
Selam olsun Kırım’a Dobruca’ ya
Kızıl koru uyuttular kül içinde
Söndürmeden yaktılar Türkiye’ de
Gün doğusuna bakar köyümün gülen yüzü
Zemlikten çıkınca göründü mavi gökyüzü
Söndürmeden yaktılar özgürlük ateşini
Kimse karartmasın Türkiye’nin güneşini
Köyümün toprağı Kırım, Dobruca gibi bereketli
Köstence’den gelerek kurdu Abdülhakim efendi
Hacı Ziyattin, Kara Hasan, Hacı Sadi
Deleruj’dan Bavbek’le İsmail geldi
Batısında bağları, doğusunda bostanları
Çayırlarda gezinir Kırım atları
Merasında yayılır koyunları kuzuları
Çeşmelerinden akar şırıl şırıl suları
Fıkır fıkır kaynar tertemiz kaynakları
Söğütlük’ten Boyata’ya akar suları
Kırlarında oynaşır kuzuları oğlakları
Çeşmelerinde türkü söyler gelinlik kızları
İki öküzle üç at koştular sabana
Başladılar toprağı aktarmaya
Kokusu karıştı tertemiz havaya
Yaz gelince başladı başaklar sararmaya
Anadolu’ya getirdiler orak makinesini
İdare etmek zordur makinenin arkasını
Peş peşe gelir başak yüklü saplar
Atın üstündeki bala haykırdı taş bar!
Senek ve tırnavuşla topladılar sapları
Saçaklı yüklendi angıç arabaları
Yollarda uçuşuyor rengarenk kuşları
Harmanda dönüyor dövenleri, tokmakları
Harman sonu başladı toyları
Delikanlıları telledi şırakları
Dana kesilir yetişmez, koyun, kuzu
Kızlar tellediler kart horozu
Aşrı köyden geldi gelin alıcılar
Tokuzu kayının atına bağladılar
Kaytarma, çifte telli çaldı çalgılar
Caşlar şappaz söyleyerek oynadılar
Geldi makineli tarım
Satıldı öküzlerim atlarım
İneklerim, koyunlarım, kuzularım
Bütün yurda dağıldı çocuklarım
Artık yok toyları, cıyınları
Toylar da mani söyleyen kızları
Unutuldu eski günlerin yırları
Öksüz kaldı bayırları, çayırları
“Kaydadır menım atlarım
At oynaktan vakıtlarım
Atlarıma canmayım
Geçti caş vakıtlarım”
HASAN AYDIN
Kartagası
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
