17 Aralık 2008 Çarşamba

HUKUKUN EVRENSELLEŞMESİ VE ULUSAL EGEMENLİK

Ankara Barosu Başkanlığının 12-16 Ocak 2000 tarihleri arasında düzenlemiş olduğu “HUKUK KURULTAYI 2000” adı altındaki toplantılar dizisinin birincisi “Hukukun Evrenselleşmesi ve Ulusal Egemenlik” konusunda idi.Çağımızda yaşanan değişim ve gelişmelerin hukuk alanına getirdiği sorunların , değişik yönleriyle tartışılması gerektiği düşüncesinden hareket eden Ankara Barosu toplantılarına çok sayıda yerli ve yabancı bilim adamı katılmıştır.

Uluslararası düzeyde ; iç hukuku bağlayıcı yeni düzenlemeler , ulusal üstü hukuk alanındaki gelişmeler ve bunların ulusal hukuka etkileri gibi olguların , değişik bakış açısından ele alınması amacı ile düzenlenen toplantıdan edindiğimiz intibalarımızı ve değerli konuşmacıların görüşlerini okuyucu ile paylaşmak için bu yazıyı kaleme aldık.

Oturum başkanlığını Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in yürüttüğü toplantıda konuşan Giessen Üniversitesinden Prof. Dr. Walter Gropp pazarların küreselleşmesi ile hukukun küreselleşmesinin yan yana gittiğini belirtti.Küreselleşme konusunda ticaret hukukunda ileri gidildiğini ancak ceza hukukunda geri kalındığını , herkesin kendi ulusal hukukunu korumak istediğini belirtmiştir.Ulusal hukukların aralarındaki farklar AB üyeleri arasında sorunlar çıkmasına neden olmakta dır.Dedi.

Avrupa İnsan hakları Mahkemesi Genel Sekreteri Wolfgang PEUKERT ölüm cezasını kaldırmayan yedi ülke kaldığını , bunlar arasında Türkiye ve Ukrayna’nın olduğunu 41 ülkede kaldırıldığını belirtti.İnsan haklarının evrenselleştirilmesi konusunda devletlerin ulusal egemenliklerini korumaları için rezerv hakkı kabul edilebilmektedir dedi.Kitle halinde insan hakları ihlalleri ve terörizm durumlarında özel durumlar göz önünde bulundurulmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 57.maddesi gereği yüksek akit taraflarca rezerv koyma hakkı kabul ediliyor dedi.

AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarını üye ülkelerin uygulamakla yükümlü tutulduğunu belirterek milli kanunlarda mahkeme kararına uymayan mevzuatın değiştirilmesi gereğini belirtmiştir.Örneğin Belçika’da evlilik dışı çocuklar için fark gözetiliyordu.Bu ülkeden milli mevzuatını değiştirmesi istendi.

AİHM den Öcalan’ın ölüm cezasının tatbikinin mahkeme sonuna kadar durdurulması istenmiştir.Ancak bu konuda bağlayıcı tedbir olmadığını belirten sekreter , teröre sempatim yoktur ; Devletin kendisini koruma hakkı vardır.Öte yandan Türkiye’de zaten ölüm cezasının kaldırılması düşünülüyor.Ölüm cezası intikam şeklinde bir tedbirdir.Ölüm cezasının infazı sonucu Türkiye’de artacak terör sonucu ölen vatandaş sayısı artar.Turizm ve birçok endüstri zarar görür.AİHM kararının beklenmesi zayıflık değil güçlülük göstergesidir dedi.Genel sekreter insan hakları sorunları konusunda polis , savcı , yargıç herkesin bilgilendirilmesi gereğine değinerek , Türkiye aleyhine 2000 e yakın davanın mahkemede görülmekte olduğunu belirtmiştir.

İleride Rusya ve Ukrayna’da katıldığında bu sayının çok artacağını ve Strazburg’daki mahkemenin muazzam sayıdaki davalarla boğulacağını belirtti.Ancak ulusal mahkemelerin AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ni tatbik etmeleri halinde bu yükün azalacağını belirtmiştir.

Prof. Dr. Ergun Özbudun AİHS ni imzalayan ülkeler AİHM nin bağlayıcı kararlar verme yetkisini kabul etmiştir.Türkiye’de 1980 yılında AİHM nin bağlayıcı yetkisini kabul etmiştir dedi.Uluslararası düzeyde insan haklarının korunması Kosava’da olduğu gibi silahlı müdahale doğurmuştur.İnsan Hakları İhlalleri sonucu ulusların egemenlik hakları aşılmıştır.

AB mevzuatının milli mevzuattan önce gelmesi nedeni ile milli yasalarda AB yasalarına ve kurallarına uyum için neler yapılabilir?.Özbudun’a göre AB üyeliği gerçekleşirse “egemenlik” le ilgili anayasa maddesinin değiştirmesi gerekmektedir.”Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” hükmü yerine AB mevzuatına aykırı olmamak kaydı ile hükmü konacaktır.Ayrıca uluslararası insan haklarının kanunlardan önce geldiğinin anayasalara eklenmesi gereğine işaret etmiştir.Anayasamızın 90.maddesine göre uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir.Bir kısım hukukçuların uluslararası anlaşmaların kanundan önce geldiğini ileri sürdüklerini , ancak kendi görüşünün eşit düzeyde oldukları ve sonraki yasanın öncekini yürürlükten kaldıracağı kuralının geçerli olacağını belirtmiştir.Uluslararası kurallar anayasalara ilave edilirse , uluslararası kuralların anayasa aykırılığı iddia edildiği taktirde , bu kez bir ön denetim gerekecektir dedi.

Egemenlik anlayışımızı değiştirmemize engel olan etkenlerin psikolojik ve siyasal olduğunu söyledi.Osmanlının son zamanlarında kapitülasyonlardan acı çektik , yabancı müdahalelerden acı çektik.Bu nedenle yeni kurulan devletin ana ilkesi “Tam Bağımsızlıktır”.Bu nedenle kayıtsız şartsız milli egemenlik ilkelerinde yapılması gereken değişiklikler tereddütle karşılanmaktadır.Bu davranışı anlamak ve hak vermek mümkündür.Özbudan’a göre mukayese yanlış temel üzerinden yapılmaktadır.AB kısıtlamaları kapitülasyonlarla mukayese edilemez.AB kısıtlamaları baskı altında değil , AB üyeliği karşılığında serbest irade ile karşılıklı olarak kabul ediliyor.Bütün üyeler egemenliklerinden eşit özveride bulunuyorlar.AB iradesinde buluşmuş üye devletler eşit olacaklardır.

Kısmen egemenlik , kısmen de uluslararası hukuk prensipleri açısından idam cezası konusuna değinen Özbudun , idam cezasının kölelikle birlikte insanlık tarihinin ilk günlerinden beri var olduğunu belirtti.Üç tek tanrılı dinin köleliği kabul ettiğini , Amerika’nın 1860 yılında kanlı bir iç savaş sonucu köleliği kaldırdığını söyledi.İdam cezası 10 yıl öncesine kadar Fransa ve İngiltere’de vardı.Amerika’nın bazı eyaletlerinde halen idam cezası vardır.Ancak insan hakları kavramının gelişmesi idam cezasını savunmayı imkansız kılmıştır.Avrupa’da Arnavutluk ve Ukrayna dışında idam cezası kalmamıştır.Bu ülkelerinde anayasa mahkemeleri idam cezasının anayasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.Türkiye hariç Avrupa idam cezasından arınmıştır.Tek ülke olarak bu cezayı uygulamak Türkiye açısından bile kabul edilemez dedi.

Özbudun Kopenhang kriterleri arasında AZINLIK HAKLARININ olduğunu , ancak Türkiye dışında da bu anlaşmayı imzalamayan ülkeler olduğunu belirtmiştir.Türkiye’de azınlık haklarının verilmesi üniter devlet anlayışını sarsacağı düşünülür.Ancak bunun kültürel hakları engellemeyeceği bellidir.Azınlıklar konusunda Türkiye’nin görüşlerinin değişmesi , azınlıklara kültürel hakların tanınması için siyasal kadroların kendilerini aşmaları gereğine işaret eden Özbudun , Türkiye’de yaşayan 65 milyon insan Avrupalı olmaya karar vermelidir.Yoksa Türkiye 2.sınıf Ortadoğu ülkesi olarak kalacaktır dedi.

Prof.Dr. Mümtaz Soysal önceki konuşmacılara bütünü ile katılmadığını belirterek Evrensellik ve Dünyasallaşan hukuk kavramına ne ölçüde bağlı kalmalıyız?.Sürece gözü kapalımı girelim yoksa katkıda mı bulunalım?.Dedi.

Soysal , azınlık dilleri oluşumuna katıldığını belirterek ; azınlık dilleri azınlığı ulus ve insanlık kavramı içinde yeniden bölünmeye itmez mi?Biz böyle istemedik.Buna katılalım mı?.Mücadelesini mi edelim?.Fransız Hükümeti bu konuda AB kararlarına karşıdır.

Soysal’a göre uluslararası hukukun devletler üstü alana yönelmesi , bireyin devletler üstü düzeye yönelmesinde önemli bir aşamadır.

İnsan hakları sözleşmeleri Soysal’a göre devletlerin iç işlerine karışma hakkı vermez.Ulusal egemenlik evrenselleşmeye giden hukuk karşısında ne durumdadır?.1789’dan bu yana ulus kavramı ile insan hakları kavramından birlikte söz edilir.Ulusallık insan hakları kavramı ile çelişmez.Ulus devletin felsefesinde insan hakları vardır.Ulus devlet yasaları insan hakları konusunda kendi kendisini sınırlar.Fransa 2. Dünya Savaşı sonuna kadar kadın-erkek eşitliğini tanımadı.BM ler bildirgesinde 1948’de 51 devletin imzası vardı.Bu gün 190 devlet var.1948’de bu yeni devletler sömürge idi.Bu bildirge 1948’de batının yaptığı bildirge idi.Yeni bağımsız olan ülkeler bildirgeye itiraz ettiler.Kendi hukuk gelenekleri ile bağdaşmadığını söylediler.

Soysal’a göre evrensellik kavramı bütün insanların temel özelliği olarak insanın maddi ve manevi varlığını devlete karşı korumaktır.İnsan haklarının BÖLÜNMEZLİĞİ kavramı da dikkate alınmalıdır.Başka dünyalarında kabul edeceği bir evrensellik varsa ekonomik ve sosyal haklarda tartışılmalıdır.Ekonomik ve sosyal haklar önemlidir.Bütünlük bozulmamalıdır.BM ler siyasal ve sivil hakları kabul ederken ekonomik ve sosyal haklar yokmuş gibi göz ardı ediyor.Soğuk savaş sonrası kabul edilen Paris şartında insan hakları Pazar ekonomisine bağlanmıştır.İnsan hakları Pazar ekonomisinin zorunlu şartı olarak gösterilmiştir.Yani insan hakları kavramı siyasallaştırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde siyasal nedenlerle haksızlık yapıldığını bir örnekle açıklayan Soysal : “Kıbrıs’ta Loisida isimli bir madam Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs’a izinsiz geçerken yakalanıyor ve bir gün hapis tutulduktan sonra serbest bırakılıyor.Madam AİHM de Türkiye aleyhine dava açarak tazminat talep ediyor.Mahkeme madamın Kuzey Kıbrıs’ta mülkiyetine gidişinin engellendiğini gerekçe göstererek Türkiye’yi tazminata mahkum ediyor.Türkiye haklı olarak mahkeme kararını uygulamıyor.Çünkü verilen karar siyasi bir karardır.Karara göre KKTC Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde görülüyor.Mahkeme kararına göre milli mevzuat değişecek.Madam mülkiyetime gidecektim izin vermediler.Seyahat özgürlüğümde engellendi diyor.KKTC in tanınmamış olması onu hukuk dışı bırakmaz.Devleti tanımayanlar siyasi organlardır.Hukuki değil.En tarafsız hukuk açısından bile Kıbrıs davasında Türkiye haklıdır.Ayrıca Türkiye bu kararı da uygulamamakta da haklıdır.

Soysal İNSAN HAKLARININ KEYFİLEŞMESİ tehlikelidir dedi.Kosava konusunda BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan devletin iç işlerine müdahale ettiler.Bu bize de sempatik görünen bir müdahale durumu idi.Bu müdahalenin bize sempatik olmayan durumlarda kullanılması yada başka ülkeler için kullanılması yanlış olabilir.Bunun bir mekanizması olmalı ve keyfilik önlenmelidir.

Küreselleşmenin ulusal egemenlik üzerinde tehlikeli etkileri olabileceğini belirten Soysal , buna karşı olmanın mümkün olmadığını , insanlık için bir aşama olduğunu belirtti.Yer Kürede halklar arasında iletişim yaygınlaşmıştır.Şimdi insanlar oturdukları yerde yer küredeki her şeyi satın alabiliyorlar.Ancak bu gidiş en güçlüler yani baş aktörler için yararlı.Uluslar ötesi büyük şirketler , sermayeleri devlet bütçelerini aşan şirketler için yararlı.Küreselleşmenin İMF , Dünya Bankası , Dünya Ticaret Örgütü aracılığı ile bunlara çalıştığını , dünyanın büyük çoğunluğunun küreselleşmeden zarar gördüğünü ; 1960’larda Dünyanın %65’i yoksul iken günümüzün kriterlerine göre bugün Dünyanın %80 inin yoksul olduğunu belirtti.

Soysal’a göre Mark’sın teknolojinin ulusal devletleri yok edeceği konusundaki teorisinin gerçekleştiği ve teknolojinin ulusal devletleri zorladığını belirtti.Para egemenliğini kaybetti.Bilgisayar şirketleri sermayelerini 18 ayda ikiye katlıyorlar.Dünyada günde 1,6 trilyon dolar yer değiştiriyor.Teknoloji karşısında ulusal egemenlik tehlikeye düşmektedir.Hukuk zorlamaları az gelişmiş ülkelerin zararına işlemektedir.Bunun nereye varacağını MAİ göstermiştir.Çok Taraflı Yatırım Anlaşması adı , Yatırımlar İçin Çok Taraflı Çerçeve Anlaşması olarak değişti.Ancak , Seatle’de bozguna uğradı.Biz ulus devletimizi Dünya çerçevesine çıkarmaya çalışıyoruz.O ortadan kalkarsa sömürüye karşı birey yalnız kalır dedi.

Ankara Barosunun uluslararası düzeyde gerçekleştirdiği bu organizasyonun yankıları bütün Dünyada ve ülkemizde sürecektir.Biz yeteneğimiz ölçüsünde değerli konuşmacıların görüşlerini sizlere yansıtmaya çalıştık.

Hukukun evrenselleşmesi sonucu bu yeni bin yılda insanlık büyük felaketlerden korunacaksa , hukukun evrenselleşmesi insan hak ve özgürlüklerinin evrensel düzeyde uygulanması şeklinde algılanacaksa insanlığın yararına olacaktır.Ancak sermayenin serbest dolaşımını sağlamak , Dünyayı global köye dönüştürmeyi yasallaştırmak için konan kurallar toplamı olacaksa insanlığın felaketine yol açacaktır.Görülüyorki ulusaşırı şirketlerin çıkarlarını koruyan ticaret hukuku konusunda oldukça yol alınmasına rağmen , ceza hukuku , insan hak ve özgürlükleri konusunda geri kalındığı herkesçe kabul edilmektedir.Dünyada daha adaletli paylaşımı sağlayacak insanlığın mutluluğuna hizmet edecek küresel bir Anayasanın yapılacak diğer yasaların bu arada ticaret kurallarının da buna uydurulması sağlandığı taktirde ben hukukun evrenselleştiğine inanırım.

Küreselleşmenin getirdiği “SERBEST PİYASA” nın gerçekte sadece sermayeyi serbestleştirmeyi amaçladığını giderek daha fazla insan kavramaktadır.Küreselleşmenin doğal, karşı konulmaz bir süreç olduğunu savunmayı sürdürmek isteyenler TEKNOLOJİK DETERMİNİZME dyanmaktadırlar.Toplumsal gelişmenin karmaşıklığını tek bir boyuta , TEKNOLOJİYE indirgeyerek açıklamak mümkün değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder